Az ve Öz...
ATIL KILMAYIN Kİ, ATIL KALMAYASINIZ! |
|
|
DUYUMSAYAN İNSAN Hiç aklınıza geldi mi? Doğadaki değişimleri zihinsel değil de, duyumsal olarak algılayabilmek? Kara kar , yağmura yağmur olarak bakabilmek... hiç aklınıza geldi mi?
Bir kış vakti akşam evinizde otururken televizyon karşısında; dışarıda başlayan kar yağışının artık duyularınızla hiç ilgisi olmayan zihinsel bir kavramdan ibaret olduğunu, ve bu kavramsallığın sizi kara salt kar olarak bakabilmekten alı koyduğunu hiç fark ettiniz mi?
Ne kadar zaman öncedir bilinmez; kar; sorun yaratan bir kavrama dönüşmüştür; yolları kapatan, bize yarını düşündürten, işe gidişi güçleştiren, trafikte saatlerce zaman kaybettiren ve masrafları arttıran bir kavrama. O an için belki başka türlü düşünemeyiz ama bunun hep böyle olmadığını hatırlar bir yanımız pencereyi açıp dışarıdaki kar kokusunu içine çekerek... Uzaklara bakıp “kara kar olarak bakabilmek” der içinden bir adam, evinin penceresinin önünde durmuş: Yaşamı zorlaştıran bir olgu olarak değil de, bir duyumsama olarak, bedenimizde algılanan, yaşanabilecek bir süreç olarak, güzel dünyamızın mevsim değişiminin bir işareti olarak bakabilmek kara, yağmura... O sırada fark etmediği başka biri vardır hemen yanı başında, perdenin arkasında. Mucizevi bir dünyanın yeni bir gizemine daha şahitlik eden bir çift meraklı göz pencerenin kıyısında. Evin küçük kızı!
Soluğunu tutmuş izlemektedir. O sihirli beyaz tüyler nasıl da yumuşakça hareket etmektedir, küçücüktürler ama o kadar çokturlar ki her yeri kaplamaya başlarlar bir süre sonra. Küçük kız haykırır yeni bir şey keşfetmiş ve onun haberciliğini yapar bir kişi edasıyla. Gözleri kocaman açılmış heyecandan,“Anne, baba! Bakın bi sürü beyaz tüy düşüyor yukardan!”
Onu odasında oynuyor zanneden ev ahalisi, bu heyecanın nedenini pek anlayamaz. “Tüy değil onlar; kar! Bulutların soğuk hava kitleleriyle karşılaşmasıyla meydana geliyor. Dimi baba?” diye cevap verir evin abisi bilgiç bi şekilde, kendisi de soğuk hava kitlesiyle karşılaşmış bi şekilde.
Biraz aklı karışmış biraz da hayal kırıklığına uğramış durumda geri döner pencereye, “demek karmış bu”. “Olsun! Adı neyse de yine de çok güzeller", diye düşünür, enerjisini toplayarak. Kendi merkezinde durur yeniden küçük kız ve inandığı dünyayı yaratmaya devam eder."Öyleyse onlar sihirli karlar”diye seslenir, pencerenin kenarına konuşlarına, yavaşça eriyişlerine hayretle bakarak.
Anne ve baba televizyon karşısında, yurtta ve dünyada kar yağışının sebep olduğu aksamaları sanal bir şekilde iki boyutlu bir pencerede izleyip, aslında sadece hafızalarındaki eski benzeri kayıtları veritabanından çağırıp, son gelen bilgilerle karşılaştırmakta ve birtakım analitik zihinsel süreçlerden geçirdikten sonra veritabanlarını güncellemekte ve olası birkaç günlük stratejilerini belirlemek üzere düşünmektedirler.
Perdenin arkasında eteklerini yanlarından tutmuş bi sağa bi sola salınıp duran iri gözlü küçük kızımızın gözleri daha da irileşmiştir duyduğu sevinç ve meraktan. Pencereye yaklaşıp burnunu dayar daha iyi görebilmek için, sokak lambasının ışığında döne döne dans ederek yere düşen kar tanelerini.
Sokak lambasının ışığı o gece daha önce hiç olmadığı kadar çekici görünür gözüne, gözünü ışığın halesinden ayıramaz bir türlü. Sonra cam buğulanır burnu üşür. Avucuyla burnunu ovuşturur ve camdaki buğuya, burnunun izlerine bakar gülümseyerek. Buğunun arkasında yağan karın gölgelerini görür belli belirsiz. Oyun daha da derinleşmeye ve ilginçleşmeye başlar her yeni keşifle, Sokak lambasının halesi daha da renklenmiştir, onun da dünyasını renklendirerek.
Kara kar, yağmura yağmur olarak bakabilmek... Havada uçuşup duran, o mucizevi beyaz taneciklerin, rüzgarın eşliğinde ahenkle dans edişine, hayatında ilk defa tanıklık eden, evin küçük kızının gözünden bakabilmek...
İçimizdeki Bahar
Hiç düşündünüz mü? Güneşi neden özler neden gidersiniz deniz kıyısına; senede bir hafta bile olsa! Neden çıkarsınız yaylalara? Neden ormanda gezmekten hoşlanır, rahat ve mutlu hissedersiniz kendinizi? Doğa her yönüyle, neden özgürlük duyumunu barındırır ve doğada bulunmak özgürlükle eş anlam kazanır? En bilindik şekliyle denize gitmek yada piknik yapmak, neden içinizi hazla, gönençle doldurur? Nasıl olur da bütün bir sene örtüler ardında gizlediğiniz nadide bedeninizi güneşe göstermek, dayanılmaz bir arzuya dönüşür? Kışın unuttuğumuz birçok hissi, baharın gelişiyle birlikte yeniden duyumsamaya başlamamız ilginç değil mi?
Bahardan yaza doğru, her geçen gün; sıcaklığını hem dışarıda hem de içimizde arttırmaktadır. Kıyafetlerimiz solgun ağlamaklı desenlerini, dinamik, heyecan verici renklere bırakmakta, hem bahçelerimiz hem de bizler, içimizde yukarılara doğru yönelen bi devinim hissetmekteyizdir.
İşe gelirken her gün önünden geçtiğimiz o koca kara çınar da aynı devinimi hissetmiş olmalı ki içinde, daha bir görünür olmuştur gözümüze.
Su; yürür yukarılara. Su yürür, tüm dallara.
Her nedense kuşları da duymaya başlarız birden. Aslında yaz kış, ayrımsız her gün, yeni doğan mutlu güne şarkılar söyleyen bu kuşlar, şimdi daha bir görünür olmuştur gözümüze!
Bahçelerde renklerin çeşitlenmesiyle birlikte işyerleri de renklenmeye başlar. Bizler de bilerek bilmeyerek doğaya öykünür renkli yazlıklarımızın bulunduğu bavulları hatırlarız Kendi iç dünyamızdaki canlılığı, çeşitliliği dışa vurmaya başlarız kıyafetlerimizle, bakışımızla, gülüşümüzle ve çevremizde yaptığımız değişikliklerle. En karamsar, çatık suretli görünen bölüm şefi dahi bilgisayarının masaüstüne bir parça sulandırılmış doğa resmi koyar, işyerindeki sert imajını fazla bozmadan.
Bir başkaldırıdır masamıza bu sabah koyduğumuz o küçük çiçek, Bir meydan okuyuş, Bir uyanışın habercisi, Ait olduğumuz yeri hatırlatan bir işaret, Gemimizi bağladığımız bir çıpa.
Evet! O küçücük menekşe bunların hepsidir. Kırılabilir incinebilirdir ama yine de hepsidir.
Bütün o kargaşanın, yolunu kaybetmiş koşuşturmacaların ortasında, hiç esirgemediği her zamanki gülümsemesi için, saksısında bir parça sudan ve üzerinde bi tutam gün ışığından başkasına gereksinim duymayan ve hatta sigara dumanlarının arasında da gülümsemesini sürdüren, o, küçük menekşe! Hani camın önüne koyduğunuz biraz daha güneş alsın diye... -------
Tayfun Hüner - "Tyra Dünya Günlükleri" nden |
PAYLAŞIM
Az ve Öz...
ATIL KILMAYIN Kİ, ATIL KALMAYASINIZ! |




